Adındı bana isim verdiren,
Ve adımdı seni sevmeyi gösteren
Gençtim, sarhoştum, bir tutam da ahmak
Ve unuttum, zehir değildi ki öldüren.
Damla damla kuru bez nasıl çekerse sineye
Öyle susamış, öyle hasret kaldım ki aşk dolu çileye
Öldüm, dirildim; bin çölde bin tipiye tutuldum.
Kayboldum fezâlar sınırında, kayan yıldız tutunmuş dileğe
Bin kevkeb gördüm, şavkıyla mağrur ederken
Kustum, kusturdun bu hayatı yaşarken
Kararan eflatun rengiyle bir semâ boyandı
Ve insan en çok yaralar kendini, günahına koşarken
Bin mezar gördüm, bir ben, bir ihtiyar
Dalmışım gaflete, geçiyordum adım adım
Cevizleri attı arkamdan ve seslendi o bahtiyar;
Ne de zormuş kırık yollardan geçerken hayatım
Aşk, hayat, ölüm; varlık, yokluk ve bir niçin uğrunda
Anlar mı insan ne vardır solmayan yolun sonunda
Bir ışık, bir karanlık, bir de buradan geçen yola kapı vardır
Adındı bulduran yolu; kayboldum, adını duyma yolunda
Sendin, sensin bu dermansızın dermanı
İşte ”şimdi” denirse bulduğumda o vuslat anı
Ve bu hayat ki tiz sesli, ölümedir feryadı
Yoktur adından başka bir ad, budur onun fermanı.










